Fotoğrafın Hikayesi: Sahra Çölü yemek fotoğrafçısı

Risk nedir? Hoplaya yaylana giden devenin sırtında fotoğraf için bir elini bırakmaktır.

Fas’a yaptığımız seyahat için rotayı Kazablanka, Marakeş, Dades Vadisi, Merzouga, Fes ve Chefchaouen üzerinden tekrar Kazablanka’da sonlanacak şekilde planlamıştık. Ama en merak ettiğimiz nokta tabi ki Sahra Çölünde geçireceğimiz geceye giriş kapısı olan Merzouga’ydı.

Fas denilenince ilk akla gelen görüntüler deri boyama atölyeleri, taş toprak ve ahşap ile inşa edilen kasbahlar, baharatlar, dar sokaklı çarşılar ve Fas’lıların kendilerine has kıyafetleri. Bir çok kültüre enteresan gelen bu görüntüler biz Türk’ler için biraz daha az şaşırtıcı oluyor çünkü Anadolu topraklarında benzeri görüntülere bir şekilde rastlayabiliyorsunuz. Biri hariç: Sahra Çölü

Marakeş’te büyük avlulu otantik bir otelde kaldığımız iki gün boyunca yaptığımız çarşı pazar turu sonrası Atlas Dağları’nı geçtiğimiz Dades Vadisinde konaklıyoruz. Hızlı geçtiğim bu bölüm hakkında en önemli nokta belki de hızlı iklim değişikliği. Kuzeyde mont ile dolaşırken güneye indiğimizde bu montları arabanın yan camlarına gölgelik olarak takıp serinlemeye çalışıyoruz. Heybetli Atlas Dağları’nı aşarak ulaştığımız Merzouga, Sahra Çölüne giriş noktamız.

Sahra Çölü’nde gün doğumu

Merzouga’ya öğleden sonra varıyoruz. Biraz dinlendikten sonra gece konaklayacağımız kamp alanına ulaşım için deve sırtında yapacağımız seyahat için beklemeye geçiyoruz. Hareket saati geldiğinde deveye nasıl bineceğimiz kısaca anlatılıyor. Ön ayakları üzerine alçalan devenin üzerine oturduktan sonra ani bir şekilde ayaklanması ile yaşanan üç buçuk atma anı sonrası başlıyor hareket. Deve ile yolculuk kulağa önce keyifli gelebilir ancak çöl zemini gibi tepeler arasında açısı sürekli değişen bir yolda, 2 metre yüksekte hoplaya zıplaya, eğile kaykıla gitmek yoğun bir duygu boşalmasına da yol açabilir. Ama enteresan bir deneyim, o kesin. Bu kadar dengesiz bir yolculukta, iki elle tutarken bile sağa sola kaydığım devenin sırtında bir de tek elimi bırakıp fotoğraf çekmeye çalışmak gerçekten çok da mantıklı değil. Bu çırpınışlarımı gören ve develeri önden çeken kişi bana acıyor. Ara ara develeri duraksatıyor ve gölgelerimiz daha düzgün görünecek şekilde yaylar çizerek ilerletiyor. Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk sonrası kamp alanına ulaşıyoruz. Yakın bir kum tepesine çıkıp etrafa baktığımızda gerçekten etraf tamamen çöl. Tabi ki Sahra çölünün merkezine ulaşmadık ama ufukta medeniyet görünmemesi güzel bir şey, belki güzel değil bilemedim duruma göre değişir 🙂

Kampa vardığımızda önce bize çadırlarımız gösteriliyor. Adam başı iki tane oldukça kalın battaniye veriyorlar. Gece bizi nasıl bir soğuk beklediğinin mesajı sanırım. Ama başımıza gelecekleri öncesinde öğrendiğimiz için çelik yeleğimizle geldik, termal içlikler çantada. Daha sonra yemeklerin verildiği çadırda hakkını vererek çektiğimiz ziyafet sonrası çadırların önünde elde çay çöl oturmasına geçiyoruz. Ay ışığının ne kadar kuvvetli olduğunu tahmin bile edemezsiniz. Çölde hiçbir aydınlatma olmadığından gerçek ay ışığının ortalığı nasıl aydınlattığına şahit oluyoruz. Gerçi ben önce onu lamba ışığı sandım, “yahu şurada çöl havasını bile bozuyorlar ampul takmışlar tepeye” yorumumla kafamı yukarı kaldırdığımda gördüğüm heybet sonucu cümlemi “hadi canım” şeklinde bitirip başımı sessizce öne eğiyorum.

Yakılan ateş etrafına yayılıyoruz. Vurmalı çalmalı türkülü bir seansın ardından biz yine çölün dinginliğine devam. Çölde de günlük geyiğimizi tamamladıktan sonra temiz havanın çarpmasıyla birlikte uykular geliyor. O karanlıkta doğru çadırı bulmak da hassas bir nokta. Neyse ki bir namus münakaşası yaşanmadan doğru çadırı buluyoruz. Termal içlik ve tüm battaniyelerle birlikte uyumaya çalışırken kafalarda tek düşünce: “lütfen gece uyanıp da tuvalete gitmek zorunda kalmayayım” 🙂 Evet, bir tuvalet kabini getirilmiş, onda sıkıntı yok ama o soğukta ve karanlıkta böyle bir macera yaşanması istenmeyebilir.

Sabah gün doğumundan biraz önce uyandırılıyoruz. Bu manzarayı çölde izlemek için gözümüze kestirdiğimiz bir tepeye konuşlanıyor ve tadını çıkarıyoruz. Tüm konforsuzluklarına rağmen çölde bir gece geçirmek ve bu dinginliği tatmak muazzam bir tecrübe. Medeniyetten, insanlardan, ışıktan, gürültüden, herşeyden izole bir gece. Tabi ki bir de bunun dönüş yolculuğu var, yine deve sırtında heyecan başlıyor… yemek fotoğrafçısı