Fotoğrafın Hikayesi: Ruanda’da Gümüş Sırtlının Karşısında yemek fotoğrafçısı yemek fotoğrafçılığı
Ruanda’ya yaptığımız seyahatin ana amacı gümüş sırtlı gorilleri doğal yaşam ortamlarında görebilmek ve fırsat olursa da fotoğraflarını çekebilmekti. Ruanda, Uganda ve Kongo’dan ulaşılabilen bu bölgeye erişim için Ruanda’yı seçmemizin nedeni, Afrika aşığı ve bu seyahati beraber yaptığım Oya’nın Ruanda’da yaşanan soykırım konusunda yaptığı yüksek lisans çalışması nedeniyle daha önce bir kaç kez bu ülkeye gelmesi ve kültürü yakından tanıyor olmasıydı.

Ruanda’da en ucuz ve hızlı (dikkat etmekte fayda var, fazla hızlı) ulaşım yöntemi olan moto-taksi.
Gorillerin yaşadığı Virunga Dağlarına yapılacak olan tırmanış yürüyüşü için gideceğimiz Ruhengeri’den önce, Türkiye’den direkt uçuşun olduğu Kigali’de 2 gece konaklıyoruz. Kigali hakkındaki yapacağınız en belirgin gözlem, sokaklarda tek bir çöp bile göremeyecek olmanız. Ayın bir günü insanların kapılarının önü ve çevresini temizledikleri temizlik günü olan, plastik poşet kullanılması ve ülkeye sokulması yasak olan bir ülkenin yer aldığı kıta Afrika’yı hor görenlerin, ülkemiz ile olan medeniyet seviyesini karşılaştırmasında fayda var. Kestirmeden gitmek için yolun kenarındaki çimlere bastığımızda peşimizden koşup uyaran polis de mesela onların 3. Dünya ülkesi bizimse gelişmiş bir toplum olduğumuzun en güzel örneğiydi. 🙂 Tabi fakirliğin getirdiği, onlar için normal ama bize anormal gelen bazı günlük farklılıklar da var. Mesela bira almak istediğinizde “sıcak mı soğuk mu?” diye soruluyor. Soğutucu ve elektrik masrafı nedeniyle soğuk bira daha bir değerli. Size seslenmek isteyen biri “psssssst” gibi bir ses çıkarıyor (önce garipsesem de alışıp benim de pıstladığım oldu ne yalan söyleyeyim).
Kigali’deki vaktimizin çoğunu sokakları yürüyerek ve hep bir ders olarak kalacak olan üzücü soykırım günlerine ait tarihi yaşatan yerleri ve müzeleri dolaşarak geçiriyoruz. Bu 2 günün ardından Virunga Dağlarına giriş kapısı olan Ruhengeri’ye ulaşıyoruz. Ertesi sabah erkenden başlayacak olan tırmanış yürüyüşü öncesi akşam üstü Ruhengeri’yi dolaşıyoruz. Ruhengeri’de yürürken yanından geçtiğimiz bir okulun bahçesinde davullar eşliğinde dans eden öğrenciler görmemiz ve Afrika dansları konusunda aldığı dersleri uygulamak için bulunmaz fırsata kavuşan Oya’nın bahçenin içine dalması arasında sanırım 10 saniye geçmiyor.

Ertesi sabah erkenden Virunga Dağlarına tırmanış yürüyüşünün başlangıç noktasında diğer turistler ile birlikte bilgilendirme alacağımız noktaya gidiyoruz. Ruanda’da, gorillerin yaşadığı bölgeye girişler devlet kontrolünde ve günlük sadece belirli sayıda insana izin veriliyor. Bu nedenle çok önceden Gorilla Permit’e başvurmalısınız. Bu noktada sarsıcı bir detay vermem gerekiyor. Bizim gittiğimiz yıl 750 USD olan bu permit (bu acı verici ücret üstelik sadece milli park bölgesine giriş ücreti), 2020 yılında 1500 USD’de çıkarılmış durumda. Doların geldiği seviye düşünüldüğünde, bu parayı vermek için gorilleri gerçekten ama gerçekten çok görmek istiyor veya dolarla maaş alıyor olmanız gerekir 🙂 yemek fotoğrafçısı
Grup olarak aldığımız bilgilendirmenin belki de en ilginç kısmı bize öğretilen ses ve vücut diliydi. Bizi ailesine bir tehdit olarak görmemesi için çıkarmamız gereken sesin provası sırasında 10 kişilik bir goril sürüsüne dönüştük. Yürüyüşe katılacak ekip yola çıkmadan yaklaşık 2 saat kadar önce bir iz sürücü dağda gorillerin yerini saptamak için ayrılıyor. İz sürücü ile telsiz üzerinden haberleşen görevlinin büyük bir pala ile açtığı geçitlerden ilerlemeye başlıyoruz. Ekipte bir de silahlı koruma bulunuyor. Yaklaşık 2 buçuk saat süren bu tırmanış sonrası goril ailesi ile ilk karşılaşma yaşanıyor.
Yerde dinlenmekte olan dişi goril yaklaşan insanları pek de umursamıyor ama kısa bir süre sonra erkek gümüş sırtlı bu alana geliyor. “Aileme çok yakın durmayın bir yumruğumla toprağa gömerim” heybetiyle karşımızdaki boyumuz yüksekliğinde çalıların arasına oturuyor. Ezberlediğimiz sesleri çıkarmanın zamanı geldi 🙂 Yavru gorillerin yuvarlanarak 10 metre ilerideki açıklığa gitmesiyle ekipteki diğerleri bu yavruların fotoğrafını çekmek için ilerliyor. Gümüş sırtlının ağaç ve çalılar arasında kalması nedeniyle fotoğrafını çekebilmek için sağdan soldan ulaşmaya çalıştığımı gören palalı görevli bana acıyıp (belki de gorilin asabını bozup da başına dert açacağımı düşündüğünden, muhtemelen bu sebeple) gümüş sırtlının önündeki ağaç ve çalıları pala ile parçalayıp bana görüş alanı yaratıyor. Ekipteki diğerleri yavru goril ile oyalanırken bu güzel manzara tamamen bana kalıyor ve 3-4 dakika kadar fotoğraflarını çekiyorum. Elimdekinin silah olmadığını artık öğrenen erkek goril değişik açılardan bakıp poz veriyor. İçinden muhtemelen “çattık arkadaş ya” diyordur ama ben bana poz verdiğini düşünmek istiyorum 🙂 İstediğim fotoğrafları çekebildiğime göre artık bu goril ailesinin üyelerini kafam rahat bir şekilde izlemeye ve takip etmeye başlıyorum. 30-40 dakika kadar sonra aile hareket ederek ağaçların arasında tekrar el değmemiş bir bölgeye ilerliyor. Görevlinin, daha fazlasının aileyi rahatsız edebileceği uyarısıyla birlikte iniş yoluna geçiyoruz. Tırmanış gibi uzun sürmüyor, yaklaşık 1 saat kadar bir süre içerisinde başlangıç noktasına ulaşıyoruz. Yukarıda ailenin yanındayken, yavru bir goril bana bir süre oldukça stresli anlar yaşattı ama bunu bu yazının ikinci bölümünde o yavrunun fotoğrafı ile paylaşacağım. Olur da bir gün tekrar Doların 2 lira olduğu günler görürsek ve fırsatınız olursa yaşadığınıza pişman olmayacağınız bir deneyim… yemek fotoğrafçıları





